Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda Gazze’den Ukrayna’ya uzanan çatışmalar, Filistin’in devlet olarak tanınması, Güvenlik Konseyi’nin yapısı ve veto yetkisi yeniden uluslararası gündemin merkezine yerleşirken, önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, toplantıları “karar ile sonuç arasındaki mesafe” üzerinden değerlendirdi.
Aydemir, dünya kamuoyunun artık uluslararası kuruluşların hangi konuda ne söylediğinden çok, alınan kararların sahada neyi değiştirdiğine baktığını belirtti. BM’nin 193 ülkeyi aynı çatı altında buluşturan yapısının vazgeçilmez bir diplomatik zemin olduğunu ifade eden Aydemir, buna karşılık özellikle uzun süreli krizlerde sonuç üretme kapasitesinin daha görünür hale getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul konuşmasında BM ve Güvenlik Konseyi reformunu yeniden gündeme getirdiğini hatırlatan Aydemir, Erdoğan’ın beş daimi üyeli mevcut yapıya yönelik eleştirisinin yıllardır dile getirilen temsil sorununu bu kez karar mekanizmasının işleyişi üzerinden tartışmaya açtığını söyledi.
Aydemir, “Dünyanın beklentisi artık teşhislerin tekrarlanmasından ziyade sonuç üreten bir uluslararası düzen. Bir kararın değeri, kriz bölgesindeki insanın hayatına ne ölçüde dokunduğuyla anlaşılır. Ateşkes sağlanabiliyor mu, insani yardım ulaştırılabiliyor mu, uluslararası hukuk işletilebiliyor mu? Kurumsal güveni belirleyecek sorular bunlardır.” değerlendirmesinde bulundu.
FİLİSTİN MESELESİNDE YENİ BİR EŞİK
Genel Kurul gündeminde Filistin meselesinin taşıdığı ağırlığa dikkat çeken Aydemir, çok sayıda ülkenin Filistin devletine yönelik tutumunun ve Gazze’deki insani tablonun diplomatik dengeler bakımından yeni sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurul’a şahsen katılamamasının da uluslararası sistemin işleyişine ilişkin ayrı bir tartışma oluşturduğunu kaydeden Aydemir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında Filistin’in sesini dünya kürsüsüne taşımasının Türkiye’nin uzun süredir sürdürdüğü diplomatik çizginin devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.
Aydemir, Filistin meselesinin yalnızca diplomatik tanıma sayısındaki artış üzerinden okunmasının eksik kalacağını belirterek, “Tanıma önemlidir; fakat Filistinli bir ailenin güvenliğini, insani yardıma erişimini ve geleceğini değiştiren mekanizmalar kurulmadıkça diplomatik kazanımların sahadaki karşılığı sınırlı kalır. Bundan sonraki aşama, uluslararası iradenin uygulanabilir sonuçlara çevrilmesidir.” dedi.
Gazze’de yaşananların uluslararası hukukun uygulanma kapasitesini de sınadığını belirten Aydemir, aynı hukuk kurallarının ülkelere göre farklı sonuçlar doğurduğu algısının küresel kurumlara duyulan güveni zedelediğine dikkat çekti.
REFORMUN ÖLÇÜSÜ TEMSİLDEN FAZLASI
Aydemir, Güvenlik Konseyi reformunun yalnızca üye sayısının artırılması çerçevesinde tartışılmaması gerektiğini söyledi. Yeni bir yapının hangi şartlarda karar alacağı, kararların nasıl uygulanacağı, kriz anlarında kilitlenmenin nasıl önleneceği ve Genel Kurul iradesinin sisteme nasıl daha güçlü yansıtılacağı konularının birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Veto yetkisinin uzun yıllardır tartışıldığını hatırlatan Aydemir, mevcut yapının değiştirilmesine ilişkin görüş ayrılıklarının da reform sürecinin en zor başlıklarından biri olduğunu kaydetti.
“Reformun sonunda daha kalabalık fakat yine karar alamayan bir mekanizma ortaya çıkarsa sorun çözülmüş olmaz.” diyen Aydemir, temsil adaletiyle işleyebilirliğin birlikte düşünülmesi gerektiğini vurguladı.
Aydemir, “Türkiye’nin burada ortaya koyduğu yaklaşım önem taşıyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği ‘Dünya 5’ten büyüktür’ çıkışı, bugün çok daha geniş bir reform tartışmasının içinde karşılık buluyor. Mesele yalnızca beş ülkenin konumu değildir; 193 ülkenin iradesinin karar süreçlerine ne ölçüde yansıyabildiğidir.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE İÇİN DİPLOMATİK HAREKET ALANI
Aydemir, küresel sistemdeki tıkanmanın Türkiye açısından yalnızca eleştirilmesi gereken bir tablo oluşturmadığını, aynı zamanda daha aktif diplomasi için sorumluluk alanı açtığını belirtti.
Türkiye’nin farklı krizlerde taraflarla görüşebilme kapasitesinin korunmasının önemine işaret eden Aydemir, arabuluculuk, insani diplomasi ve bölgesel temasların uluslararası kuruluşların karar süreçleriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Aydemir, önümüzdeki dönemde BM reformu tartışmasının soyut bir kurumsal mühendislik meselesi olmaktan çıkarılarak krizlere müdahale süresi, insani yardımın güvence altına alınması ve uluslararası hukuk kararlarının uygulanması gibi ölçülebilir alanlara taşınmasının daha sonuç alıcı olacağını söyledi.
“Dünyanın yeni bir kuruma ihtiyacından önce, mevcut kurumların sözünün ağırlığını yeniden kazanmasına ihtiyacı var.” diyen Aydemir, “Birleşmiş Milletler’in geleceğini belirleyecek olan kürsülerde kaç konuşma yapıldığı değil, kriz anında kaç hayatın korunabildiği olacaktır. Türkiye’nin reform çağrısının sahadaki karşılığı da burada aranmalıdır.” ifadelerini kullandı.