Yaz aylarının oldukça sıcak hatta bunaltıcı olarak yaşanmakta olduğu günlerden geçiyoruz. Kıbrıs konusu ortalıklara atıldığı yıldan bu yana geçen sürede benzer sıkıntıları hep birlikte yaşıyoruz. Buna koşut yine de bıkmadan usanmadan konuyu çözebilmek için yollara düşülüyor. Fazla uzaklara da gidilmediği zaman Kıbrıs’ın sıcağına mahkûm olarak adada beklentiye razı olunarak müzakere masasının kurulmasına izin veriliyor. 1964 yılından itibaren ne yazık ki arpanın boyu kadar bile ilerlemenin alınamadığını hep birlikte yaşıyoruz.
Bugüne değin Avrupa’nın emperyal ülke tanımına giren ülkeleri sürekli olarak konu hakkında kirli burunlarını içine sokarak yasadışı olduğu genel kabul gören kararları almaktan geri durmuyorlar.
BM tarafından da genel kabul gören antlaşmaları da ters yüz etmekten çekinmiyorlar. Ada’nın Türkler tarafından yıllarca yönetilmesine karşın karşımızdaki unsurun gerçeğe aykırı olduklarını biliyor olmalarına karşın tarihi gerçekleri zaman zaman yok saymanın ötesine geçerek inkâr etmekten geri durmadıkları içinden geçmekte olduğumuz durumun yaşanmasının da yolunu açıyor. BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda da benzer maskaralıkları sergilemekten geri durmuyorlar.
Zürih’te 19 Şubat 1959 tarihinde Ada’da yaşamakta olan iki ulusun temsilcilerinin yan yana yaşadıkları ve adına Kıbrıs Cumhuriyeti diye tanımlanan bir yapının kurulmasına yine BM’in gözetiminde imzalanan antlaşmalarla kurulan yapı kısa süre sonra karşımızdaki unsurun saldırmaları ile çökmeye başladı. Tarihi bile yok sayanlar iki toplumun eşit siyasi yapı olarak kurulan yapısını acımadan yıktılar.
Ada’daki iki toplumun siyasi eşitliğine dayanan yapının uzun ömürlü olması için Türkiye’nin İngiltere’nin ve Yunanistan’ın garantör ülke olmaları kabul ediliyordu. Ada’nın egemeni oldukları savı ile Türkleri hükümetten atmayı yeterli görmedikleri için yine BM’in gözetiminde iki bölgeli iki devletli olarak 1965 yılından itibaren oluşturulan yapıdan dışladıkları Türklerle yeni bir yapının kurulmasını sağlamaya çalışanlar yeniden birleşme türkülerini çığırıyorlar. Bununla yetinmeyenler Garantör Türkiye’nin askerlerini işgalci olduklarını öne sürerek gitmelerini ortalıklara çıkarıyorlar. Sıklıkla ve ısrarla aynı türküyü söylerken beslendikleri AB ülkelerinden ve onların parlamentolarından aldırmayı başardıkları kararlarla yol almaya çalışıyorlar. Bu yolun çıkmaz bir yol olduğunu da artık kabullenmeleri gerekiyor.
Yeni müzakerelerin başlaması çalışmalarının yürütülme çabaları yapılırken içten davranarak karşımızdakilerin antlaşma yoluna gelmeleri gerekiyor mu ne…
SEVGİ ile güzel kalınız…